Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye iç savaşı, son yüzyılın en örtülü fakat en ayrıştırıcı savaşı olarak tarih sahnesinde ki yerini alıyor. Yerel görünümlü bir dünya harbi şeklinde seyreden Suriye Savaşı’nın sonucu öncelikle tüm Ortadoğu coğrafyasının kaderi üzerinde belirleyici olacağı gibi küresel siyaset ve dengeleri de yeniden belirleyecektir.
İslam ümmeti açısından bakıldığında onarılması zor sosyal, siyasal, fikri ve fiziki yaralar açmış olan Suriye iç savaşının geride kalan iki yılı aşkın bölümünün hiç şüphesiz en büyük kazananı Büyük Şeytan Amerika’dır.
Her biri İslam ümmeti için bir mevzi kaybı olarak ele alınması gereken Amerikan kazanımlarının bir bölümünü şöyle değerlendirebiliriz;
1- Siyasal İslamcılığın dönüştürülmesi
İslam coğrafyasında yaptığı sayısız işgal ve tacizden elde ettiği tecrübe ile Büyük Şeytan Amerika, Suriye’de kendisi bizzat fiziksel olarak sahneye çıkmadı. Taşeronları, yandaş iktidar ve örgütleri cepheye sürdü.
Muhafazakâr iktidar, Amerikan taşeronluğu yaptığının açığa çıkıp mahkûm edilmemek ve meşruiyetini kaybetmemek için akla gelebilecek her türlü imkânı kullanarak; medya, cemaatler ve kanaat önderleri eli “siyasal İslamcılığın” sinir uçlarını körlemeye koyuldu.
“Ümmet” düşüncesinden “ülke, milliyet ve mezhep” düşüncesine doğru pragmatik (çıkarcı) bir evrimleşme ve dönüşüm yaşandı. Bir zamanlar “Kahrolsun Amerika!” diye bağıran diller, “stratejik müttefikimiz Amerika neredesin?” diye seslenmeye başladılar.
2- Muhafazakâr medyanın şekillendirilmesi
Gazetesinden dergisine, televizyonundan internet portalına muhafazakâr medya da yeni konsepte uygun bir dil kullanması için şekillendirildi / şekil aldı.
İslam İnkılâbı aleyhine yazmak ve konuşmak, “gömlek değiştirmenin, iktidara (ve tabi ki iktidar üzerinden NATO’ya) biat etmenin” alâmet-i farikası haline geldi.
Logoları kapatılsa yazılanlar ve konuşulanların “kartel medyası”na mı yoksa “muhafazakâr medya”ya mı ait olduğunu tespit etmek zor! Bahaneler farklı da olsa “kartel medyası” ile “yandaş medya” emperyalizme boyun eğmede, en azından paralel yürüme de artık aynı kulvardalar!
3- Terörist örgüt ve sapkın fikri akımlara “özgürlük savaşçısı” rolü
Son yüzyılda İslam topraklarının kan ve gözyaşı deryasına dönmesinde fikri ve ameli olarak birinci dereceden sorumlu olan Vahhabi/Selefi akımlar, Suriye cephesinde Amerika’nın “taşeron cihatçılar”ı olarak görev yapıyorlar.
Ortadoğu coğrafyasını emperyalist sofranın mezesi yapmak için kotarılan Suriye fitnesinin adı “demokrasi mücadelesi”, cinayet şebekesi ise “özgür ordu” olunca; dünyanın dört bir yanından devşirilmiş Vahhabi/Selefi lejyon mücahitler de “özgürlük savaşçısı” oldular.
Emperyalizm, İslam’ın pak ve münezzeh çehresini lekeleyebilmek, gelecekte yeni işgal ve fitnelerin kapısını aralık tutabilmek için Vahhabi/Selefi fikriyata ve bu fikriyatı temel alarak bir cinayet şebekesine dönüşmüş olan örgütlere toplumsal bilinçaltında meşruiyet kazandırıyor!
4- Vahşi cinayetler, iğrenç fetvalar
Savaş, istenmese de insanlığın bir gerçeği. Fakat insanlık, savaş içinde de “insanlığı” koruyabilmek için evrensel kabul görmüş genel geçer bir hukuk hazırlayıp, savaşı bile kurallara bağlamıştır.
Ama Suriye de “savaş” bile manasını yitirmiş, onursuzlaştırılmıştır. Amiyane tabirle “erkekçe savaş” terimi zihinlerden raflara, raflardan boşluğa fırlatılmıştır! Akla hayale gelmeyecek yöntemlerle kanlar dökülmekte, namuslar kirletilmekte!
Bundan daha korkunç olanı ise “saray mollaları”nın bu cinayet ve tecavüzlere meşruiyet kazandırmak için verdikleri fetvalar ve bu fetvalar karşısında sessiz kalarak bir tür “takrir” uygulayan İslami cemaat, kanaat önderi, aydın ve entelektüellerin duruşudur!
Öyle bir kapı aralanmakta ki, bundan sonra her türlü cinayet ve tecavüzün üstü İslami bir fetvayla örtülebilecek!..
5- Monarşilerin güçlendirilmesi, diktatörlerin meşrulaştırılması
Yukarıda belirttiğimiz gibi Büyük Şeytan, Suriye fitnesini yandaş iktidarlar eli ile yürütmekte. Küresel firavuna biat edip, hizmette kusur etmemek için birbirleri ile yarışan Suud, Katar, Ürdün, Kuveyt gibi katı monarşiler, yeni süreçte “demokrasi havarisi” rolüne soyundular. Kaptıkları bu rol ile gerek ulusal ve gerekse uluslar arası kamuoyunda güçlerini artırdılar.
Ülkelerinde Amerikan karşıtlığına zerre kadar müsaade etmeyen, uyguladıkları politikalar ile halkları insan yerine bile koymayan bu diktatörlere, meşruiyet kazandırılmaya devam ediyor. İşledikleri cinayetler görülmüyor, yaptıkları sorgulanamıyor!
Son olarak Suud rejimi yüce bir şahsiyet olan Ayetullah Nimr hakkında fikirlerini bahane ederek idam kararı verdi de bırakın tepki gösterilmeyi, bu durum medya da haber olarak bile yer bulamadı.
6- Büyük Kürdistan’a giden yol
On yıllardır Amerikan ve Siyonist stratejistlerin dillendirdiği; “İsrail’in varlığını sürdürebilmesi ikinci İsrail’in kurulmasına bağlıdır. İkinci İsrail, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den koparılarak kurulacak Büyük Kürdistan’dır” teorisine maalesef bir adım daha yaklaşılmış durumda.
Amerika, göbekten kendine bağımlı kıldığı Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ardından Suriye’nin kuzeyinde de Kürtler için özerk bir bölge oluşturmanın alt yapısını hazırlamakla meşgul. Bu özerk bölgeler herhalde birbirlerini rakip görecek değiller. Tarafların yaptıkları açıklamalara kulak kesildiğimizde görüyoruz ki, her bir Kürt bölgesi kendisini büyük yapbozun bir parçası olarak görüyor.
Suriye ve Irak’ın parçalanmasına çanak tutmak ya da en hafif ifadesi ile göz yummak tarihi ve dönüşü olmayan bir hatadır. Zira bu parçalanmaların ve ardından gelecek birleşmelerin nasıl bir seyir izleyeceğini kestirmek çok zor olmasa gerek!
7- İsrail’e hareket alanı açılması
Mayıs 2000’de Hizbullah’ın İsrail’i Lübnan’dan atması ile başlayan süreçte; İslam İnkılâbı’nın stratejik ve lojistik desteği ile Hizbullah ve HAMAS İsrail’in nefes borusunu sıkar hale gelmişti. İmdadına Suriye fitnesi yetişti.
Topraklarının cehenneme döndürülmesi ile bölgedeki mukavemet hareketlerinin en büyük destekçisi olan Suriye kendi derdine yönelmek zorunda kaldı. Ve yine Suriye iç savaşı İsrail karşıtı İslam İnkılâbı, Irak, Lübnan gibi devlet ve Hizbullah ve HAMAS gibi mukavemet hareketlerin en azından zihinsel enerji, dikkat ve zamanlarını tüketti.
Etrafında ki kıskaç ve boğazındaki elin gevşemesi ile İsrail derin bir nefes aldı ve yeniden hareket serbestisi kazandı.
8- HAMAS’ı kuşatma/kontrol etme çabası
“Müslüman Kardeşler” hareketinin bir yansıması olan HAMAS, Suriye fitnesi başladığı sırada ilkesel bir duruş belirlemekte zorlandı. Fitne baş gösterdiğinde HAMAS’ın kendisine on yıllardır ev sahipliği ve hamilik yapan Şam’ı terk edip Katar’a taşınması ilginç bir adımdı.
Türkiye’den dilenen özrü değerlendiren İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in; “Bizim görüşmeler boyunca tek bir şartımız vardı: HAMAS’ın İsrail’e saldırmaması” sözü, HAMAS’ın hangi kanallardan ablukaya alınmaya çalışıldığı ile ilgili olarak ciddi bir ipucu veriyor.
Amerika ve İsrail, direniş hattı ile ilişkileri gevşetilen HAMAS’ı farklı alanlardan sarmalamaya, “Fetih”leştirmeye çalışıyor.
Sonuç
Suriye iç savaşı 21. Yüzyılın Sıffin’i, büyük fitnesi olarak tarihteki yerini alıyor. İnşallah son noktada zafer direniş hattının olacaktır. Ancak Büyük Şeytan Amerika, yandaş muhafazakâr iktidar ve yönetimlerin eli, cemaat ve kanaat önderlerinin diliyle karını kotarmaya devam ediyor.
Kemal Ş.SEVİNDİK